9 Nisan 2007

Andrew Bird

Burayı fazla ciddiye aldık galiba. Yani 2-3 saat araştırma yapmadan, 10 gün boyunca aynı albümü dinlemeden, pitchfork ne demiş, kimle karşılaştırmış, aman onu da dinleyeyim diye konuları dağıta dağıta araları da açıyoruz fazlasıyla.

Geçenlerdeki süper-düper Easy Stars All Stars konseri öncesi; -ki her konser öncesi yaptığımız üzere- uskids'den ve müzikten konuşurken, diğer tavşanların Sayın Andrew Bird Bey'den pek de haberleri olmadığı anlaşılınca; görev edindim, arayı kapayayım dedim; hem de Andrew Bird Beylerin yeni albümleri çıkmamış olsa da internetin her köşesinde yerini aldığından, bu böyle biraz zatıallerini tanıtmak, biraz da yeni albümleri Armchair Apocrypha'yı anma yazısı olsun istedim.


Andrew Bird ile ilk tanışmam bundan 5 sene önce, dünyanın en berbat otobüsünde, en berbat yolculuğunu yaparken; kimsede Ipod olmadığı zamanlarda, first generation ipod'u ile caka yapan sevgili saygılı arkadaşımız Görkem sayesinde olmuştu. Bütün bir yol boyunca, bir çok şarkısı olmasına rağmen Andrew Bird'ün o ipodda, sadece bir tanesine takılmıştım. Ben, mesela Şahin tavşanı gibi hiç akıllı bir müzik dinleyicisi değilimdir. Bir albümü baştan sona dinlemek falan gibi entellektüel müzik girişimleri yerine, bir şarkı tutturup günlerce, aylarca o şarkıyı dinlemeyi tercih edenlerdenim. Benim gibiler zaten ne isterlerse, o an olsun isterler; şımarık ve küçüktürler. İşte bu noktada, mevzu bahis şarkının adının I olması önem taşımaktadır. Eminim anladınız.

Andrew Bird - I
Bu şarkı o Üsküdar'dan Şile'ye giden 88 model Mercedes otobüste yıllarca kaldı. Her yere baktım, herkese sordum; kimse bilmiyordu şarkıyı ve sayın Andrew Bird'ü. Neden sonra, acaip tesadüfi bir biçimde, I'a ve Weather Systems'a ve Mysterious Production of Eggs'e ve The Swimming Hour'a ulaşmıştım. Break-through derler ya anglo-saksonlar; öyle birşey işte benim için. Sabır kavramıyla tanışmak, Allah köylüyü sevindirmek için, önce eşeğini kaybettirir, daha sonra buldurur, neyse ne işte.

Biraz tabi hazinenin kendisinden de bahsetmek gerek. Mr. Andrew Bird Bey, Northwestern University'de keman bölümünde lisansını tamamladıktan sonra, müzik kariyerinde birazcık solo takılır. Daha sonra Mr. Bird, Squirrel Nut Zippers ile çalışmaya başlar; ki Squirrel Nut Zippers'ı Türkiye'de zaganın şarkısı olarak bilinen Hell isimli şarkılarıyla hatırlayabilirsiniz. (Squirrel Nut Zippers'ı Andrew Bird dışında da zevkle dinliyorum, sizin de aynı zevkle dinleyeceğinizi tahmin ediyorum, lütfen aşağıdaki şarkıyı es geçmeyiniz!) Bunun yanında, yerinde duramayan Mr.Bird; Andrew Bird's Bowl of Fire adlı bir grup kurar, ki bu grupla 2003 yılında ortaklıklarını fes edinceye kadar Thrills, Oh! The Grandeur ve The Swimming Hour isimli albümleri çıkarırlar.

Squirrel Nut Zippers - Bad Businessman
Andrew Bird's Bowl of Fire - Case In Point
Gerek Squirrel Nut Zippers'da, gerek Andrew Bird's Bowl of Fire'da, Mr. Bird'ün müthiş multi-enstrümanist yönüyle tanışamamışızdır ama daha. Kendisi Nut Zippers'a kemanıyla eşlik ederken, kendi adını taşıyan ve anlaşılacağı üzere liderliğini yaptığı grubunda, sesini de bahşetmiştir bizlere. Andrew Bird's Bowl of Fire dükkanı kapadıktan sonra, Mr. Bird kendi kendine çalışmaya geri dönmüştür. Sırasıyla, Weather Systems ve The Mysterious Production of Eggs, Mr. Bird'ün swing ve jazz'den indie ve folk'a dönüşünün resmini çizmiştir adeta. Ve bu sırada, artık Mr. Bird, kendi şarkılarına müthiş bir ıslıkla, gitarla, zaylafonla ve kemanla eşlik etmektedir.


Bu özet ağzından hiç hoşlanmadığımı belirtip burada kesiyorum. Özellikle Mysterious Production of Eggs gerçekten inanılmaz bir albüm sevgili dostlar. Nasıl anlatsam bilemiyorum, içim içime sığmıyor. Bir adaya düşsem, odamda bir saat yanlız kalsam, dışarda yağmur yağsa, güneş açsa, bir kuş konsa hadi parmağıma (ahahaha), yanıma alacağım albümdür. Bunun en güzel tarafı Andrew Bird'e delicesine hayranı olmamla, adamla karşılaşsam Coca Cola reklamlarındaki kızlara döneceğimle falan alakası olmamasıdır. Tabi ki, en sevdiğim müzisyen gibi aptal bir soruya akıllıca bir cevap verecek olsam Andrew Bird demem. Ama bazı albümlerin böyle bir tılsımları oluyor işte. Uymak galiba burda bahsedilmesi gereken, her koşula uyan albümler diye bir konsept hakikaten var arkadaşlar. Bir de albüm denilen şeyin, bugünlerin deyimiyle bir 'konsepti' olması, ya da konsept namına en ufak bir şey barındırmaması hakikaten önemli. Pink Floyd albümlerinde var olan türden bir konseptten de bahsetmiyorum aslında. Devamlılık galiba daha çok; bir hızlı şarkı, sonra bir yavaş şarkı, sonra bir hızlı şarkı koyalım tadında bir aranjörümsü üçkağıtçılıklara varmadan, gerçekten oturup birşey anlatırmış gibi tracklisting'i olan albümlerin başında geliyor Mysterious Production of Eggs bence.

Andrew Bird - Skin is, My
Andrew Bird -A Nervous Tic Motion of the Head to the Left
Andrew Bird - Measuring Cups
Gelelim, Mr. Bird'ün son albümü, Armchair Apocrypha'ya. Genel olarak, pek beğenilmiş olsa da, bana kalsa Mr. Bird'ün deneyselliğinin olmamışlığı diye nitelendiririm bu albümü. Birçok açıdan, tabi ki de piyasadaki bir sürü çöp müzikten daha güzel, daha yaratıcı. Ama aylar oldu ben bu albümü indireli, ve aylardır içime sindiremediğim, sindirmek de pek istemediğim bir soğukluk var albümde. Bunu neden deneyselliğe bağlayışımı da şöyle açıklayayım. İnternetin herhangi bir köşesinde Mr. Bird'ün canlı performanslarıyla ilgili birşeyler okursanız, emin olun bahsedilen şey, kendisinin konserlerde şarkıları ne kadar değişik çaldığı, her performansın birbirinden apayrı olduğu ve bunu doğaçlama yaptığıdır. Bu tartışılabilir birşey tabi ki de; bir müzisyen için bir tur programını düşünürsek her allahın günü aynı şarkıları çalmak berbat birşey olsa gerek, ve ayrıca seyirci için çok farklı ve büyük ihtimalle neşeli bir süpriz bu; ama öte yandan da duymaya geldiğini belki de duyamayan izleyici demek. İşte ben duymaya geldiğini duyamayan izleyici gibiyim Armchair Apocrypha hakkında. Zaten Mr. Bird'de okuduğum envai çeşit röportajında canlı performanslarında yaptığı şeyi bu albüme taşıdığını söylemiş. Ben bozuldum açıkçası. =) Tabi bir de, albümü beklerken ki heyecanın yarattığı hayal kırıklığı da var. Ha, ama ben bu albümü oturur 6 ay sonra dinler, üstüne bir de aşık olabilirim Andrew Bird Beyle aramızı biraz açarsak tesadüfi nedenlerden ötürü. Belli de olmaz.
Andrew Bird - Heretics
Andrew Bird - Armchairs
Andrew Bird - Imitosis
Yukarıdaki şarkılar, kendimce öne çıkan şarkılar. Imitosis'e özellikle dikkat çekerim. Kendisi I'ın başka bir uyarlaması. Ki bu konuda çok doluyum açıkçası. Okula giderken, aldığım ses dersinin remix ödevini çok sevdiğim için I'a yapmıştım, ve yemin ediyorum benim versiyonum Imitosis'den daha güzel. Yani böyle birşey nasıl olabilir? Ve koyacaktım buraya onu da, neredeyse 1 aydır arıyorum ama bulamıyorum. Bu post da o yüzden bu kadar gecikti tavşanlar, eğer dashboard'da görüp bu Zach niye yazmıyor dediyseniz. Rüya sen dinledin benim o remix'i, lütfen yorum yap; gerekirse Selcuk Artut'a kadar gidecek bu durum çünkü, çok kızgınım, tekrardan nasıl olabilir böyle birşey? Bulduğum an ödevi, bu meseleye geri döneceğiz sevgili tavşanlar.

Resmi Site
Myspace

6 yorum:

suninherhead demiş ki..

ah sevgili tavşanım zekeriya, aramıza dönmeni coşkuyla karşılayacaktım ama A Nervous Tic Motion of the Head to the Left'i bi daha dinlettirdin bana ve sinirimi bozdun. çok güzel o şarkı, ve evet tılsımlı o albüm gerçekten. andrew bird kimmiş neciymiş hiç umrumda olmadı benim de bugüne kadar, la ritournelle gibi, banane sebastien tellier'den gibi.

Tacim demiş ki..

Üstte bahsi geçen şarkıyı nasıl da dinlerim ben. Ama o albümdeki favorim Opposite Day yani. Beni benden alan bir şarkı yani. Andrew iyi müzisyen, biraz daha seksi olsa şansı daha çok olurdu yani. Ben de yalan yok yani, neysem oyum yani.

ikiyol demiş ki..

ay ben de o albumden Naming of Things'i seviyorum. benden baska kimse sevmiyo galiba ama o sarkiyi neyse.
yeni albumu henuz sindiremedim aysenurcum ama albumden ilk cikan parca heretics'i uzun zamandir dinliyorum ve pek begeniyorum.

su imitosis'e de bakayim bir, senin versiyonunu da merak etmedim degil..

discoLemonade demiş ki..

bayıldım; teşekkürler, teşekkürler..!

$ehirli Dervi$ demiş ki..

Yazıyı okumadım ama Andrew'i severim.Garip bir şekilde Rufus tadı alıyorum bu adamdan.

novi demiş ki..

bir muzisyen bir grup bukadar leziz bir şekilde anlatılamazdı herhalde alkışlıyorum seni ve yanagıdan öpesim geldi yeminle (:
uzak gelecekte türkiyedede buna benzer tadlarda kurma hedefinde 2 hali hazırda grup var
biri makeuptomyheart bir diğeride pembe bulutlar (:
çağan (novi) ben sahnede görürsünüz bir gün ve türkiyeden ne kadar lezziz bir grup cıkartıgımı tabi türkiyede olursak türk kimligimi saklamasam işte öyle birşeyler...
yazın çok etkilyici olmuş...