50'lerin B-Film soundtrackleri, olta ile sallanan tabaktan uçan dairelerin kol gezdiği bir Ed Wood başyapıtı ya da son derece ikinci sınıf vampirlerin ikamet ettiği bir trash korku filmi. İşte Messer Chups'un kara parodi sörfü. "-Oliver, zaman makinemi getir. Geçmişe gitmeye karar verdim, geleceği bulacağım. -Hemen efendim.."
Oleg Gitarkin'in bitmek tükenmek bilmeyen surf/easy listening gitar melodileri, Lydia Kavina'nın futuristik theremin dalgaları (ilginç notları sevenler için belirtelim Lydia theremini icad eden adam Leon Theremin'in yeğeni ancak ne yazık ki 2004'ten bu yana Messer Chups'a katkıları son bulmuş durumda, ayrıca theremin hakkında kafasında soru işaretleri olanlar için bkz.theremin) ve şu sıralar adeta bir kitsch vamp Zombi Girl'ün bas gitarı eşliğinde ben bunu kesinlikle izledim diyeceğiniz o asla çekilmemiş filmin müziklerini yapıyorlar. Sözler de zaten bu tür filmlerden alıntı anlamlı anlamsız diyaloglar, korkunç çığlıklar, en şeytani kahkahalardan oluşan sample'lar halinde.
1998'den bu yana geçen zamana 9 albüm sığdıran Rus ikilinin şarkı isimleri de en kıdemli kont draculayı bile tabutuna ters sokucak cinsten. "Mobile Coffin", "Blue Dancing Fag-Like Zombies", "Skeleton Topless", "Little Blood Sucker", "Devil Out Of Fashion", "Go Satan Go" gibilerini duydukça pelerininizi tozlu raflardan indirme ihtiyacı duyuyorsunuz. Bu absürd eğlencenin içine sürüklenmemek oldukça zor. Korku tünellerinden tüyleri ürpermesine rağmen o hınzır zevki yakalayabilenlere.
Ve işte asıl dehşet verici gelişme. Messer Chups kanımızı emmeye şehre geliyor. Bant Dergi'nin sunduğu Messer Chups, 7 Şubat Çarşamba akşamı Babylon'da. Bu olağan dışı gösteriyi kaçırmamanız biricik tavsiyemdir. Şahsen en kanlı vampir kostümüm ve tabutumla ön saflarda yerimi almış olacağım. Sanırım bu ihtişamlı ayine katılacak gönüllü kurbanlar bulmakta zorlanmayacaklar.
"Hexe Chips" videosu. İzlemeden geçmeyin. Çarşamba gecesine kendinizi ona göre hazırlayın, geceleri uykusuz kalmayın.Messer Chups - Super Megera
Messer Chups - Inferno Image
Official Site
Myspace
YouTube derlemesi (hepsi birbirinden eğlenceli, bakının)
Bant Dergi tanıtım
Biletix
3 Şubat 2007
Messer Chups
28 Ocak 2007
Goldenboy
Eğer herhangi bir müzisyen kendine “altın çocuk” diyorsa, sonra da grubunun ismi olarak bunu benimsetiyorsa ve bu adla 2 albüm çıkartıyorsa bu işte bir yanlışlık olduğu belli, “ukala, kendini beğenmiş adamın biri olsa gerek” deriz geçeriz.
Shon Sullivan’a ukala demek pek doğru olmaz ama. Yaptığı minimalist, mütevazı müziği duyunca zaten ne demek istediğimi anlayacaksınız ama, ona bu “altın çocuk” ismini yıllar önce bir Avrupa turunda Elliott Smith’in verdiğini, Sullivan’ı “Hey, Goldenboy!” diye çağırdığını söylersem herşeyin daha anlam kazanacağı belli. Evet, bir insan kendi kendine altın çocuk diyorsa durum başka, Elliott Smith gibi, altın çocuklar diyarının ev sahibi ona altın çocuk diye sesleniyorsa bambaşka. Daha fazla bişey söylemeye bile gerek yok aslında, Smith’in altından yapıldığını söylediği birine ben ne diyebilirim, nasıl eleştirebilirim ki?
Goldenboy, vokal/gitar/keyboardlarda Shon Sullivan ve vokal/davulda Bryan Bos’dan oluşan bir ikili. 2002 yılında ilk albümleri Blue Swan Orchestra’yı çıkarmışlar ve o albümden Summertime şarkısında Elliott Smith Goldenboy’a eşlik etmiş. Zaten iki albümdeki müziklerinde de Elliott Smith’in etkisi oldukça hissedilir düzeyde.
İkinci albümleri Underneath The Radio’yu 2006 Ekiminde piyasa süren Amerikalı ikili, bu kez Elliott Smith’siz, ama her zamanki gibi güzel.
Dün geceki konserden, yüksek seslerden, yorucu hayatınızdan, şehrin karmaşıklığından sonra sizi sakinleştirecek, dinlendirecek, ne dinlediğinizi farketmeden huzur içinde bir şarkıdan diğer şarkıya geçeceğiniz, elinizde bir külahta kaymaklı dondurma, güneşli bir günde deniz kenarında yürüyormuşsunuz gibi dinleyeceğiniz iki albüm.
Goldenboy – Summer of the Evening
Goldenboy – Summertime
Goldenboy – Second Day of the Year
Goldenboy – I’m Still Down
24 Ocak 2007
Spencer Krug
Yılanlar, hayaletler, avcılar ve krallar, anneler babalar, başaşağı hissettiren aşklar, çocuklar, iki ayağının üstünde yürümek kadar küçük şeylerin bile cesaret gerektirdiğini anlatan masallar; tüm bunları dinlemek, sözleri kalbine yazmak, melodileri beynine kazımak, hayatından birşeyleri ilişkilendirmek, müziğe bir kez daha sıkıca sarılmak, inanmak. Spencer Krug'la tanışmanın bu kadar ödüllendirici olacağını tahmin etmezdim.
Spencer Krug birçok yüzüyle indie sahnesinde aslında. Kanada'nın bu parlak çocuğu 2005'in
kesinlikle en iyi albümüne imza atmış Wolf Parade'in solisti (co-solist Dan Boeckner ile birlikte) ve keybordçusu öncelikle. (Bu arada 2005 en iyi albüm saptamam için belirteyim, farkındayım ki Sufjan Stevens'ın benzersiz Illinois albümü mükemmele yakın bir şey varsa odur. Ama Wolf Parade'i debut olduğu için kayırıyorum.) Solo projesi Sunset Rubdown'un herşeyi, Carey Mercer ile birlikte Frog Eyes'ın kurucu üyesi, Destroyer'ın katılımcısı, 2006 en iyilerinden Swan Lake'in üç üyesinden biri (diğer ikisi mi kim; Frog Eyes ve Destroyer'ın esas oğlanları Carey Mercer ve Dan Bejar!). İşte bu demek ki farkında olmasanız bile mutlaka bir yerlerde etkisi altında kalmışsınızdır Krug'un büyülerinin.
Bazı merciler tarafından Sufjan için yakıştırılan "indie's whiz kid" yorumunu üstüme vazife olmasa da tam anlamıyla Spencer Krug için (de) uygun görmekteyim. Gerçekten müziğini ve sözlerini kocaman bir kazanda karıştırıyor ve sonra sihirli değneğiyle titrek ama yer sarsıntılarına yol açan dokunuşlar yapıyor.
Krug'un müziği saydığım tüm bu grupların müziklerinin bir birleşimi (ya da bu gruplar onun müziğinin birer yansıması olarak da düzeltebiliriz sanırım). Son derece alışagelmedik bir enerji, sıçrayışlar alçalışlar, her an yere yığılıp kalacakmışçasına yoğun vokaller, yüksek tansiyon, hissedildikçe değer kazanan bir müzik.
Tüm bunlar eşliğinde Wolf Parade'i ilk dinlemeye başladığımda, Krug ve Boeckner teker teker rolleri paylaşırken, "Dear Sons And Daughters Of Hungry Ghosts" ile vurgun yedim, "I'll Believe In Anything"'den sonra bir süre mola vermek durumunda kaldım. "Give me your eyes, I need sunshine/Your blood, your bones/Your voice, and your ghost" sözlerini sindirmem kolay olmadı. Keşke bunları bana biri söyleseydi diye çok geçirdim içimden, ya da hayır hayır keşke benim bunları söyleyecek bir şansım olsa. Yılın en iyi şarkılarından, zamanın en içten haykırışlarından.
"There's a kid in there/And he's big, and dumb/And he's… kinda scared" diye başlayan Sunset Rubdown albümü Shut Up I Am Dreaming (2006) ise Krug'un Wolf Parade'de kullan(a)madığı ve bir o kadar etkileyici çalışmalarından oluşuyor. Belki de Wolf Parade'e iyice ısınmadan geçmemek gerekir, çünkü burası Spencer Krug büyüsünün saf hali. Şiirsel epik sahnenin bağımsızca notalara döküldüğü nefes kesici bir hal. Herşeyin bir bedeli vardır dersini hunharca anlatan "They Took A Vote And Said No", modern bir fabl "Snakes Got A Leg III"'deki yılanların bir sonraki şarkıda nası rol değiştirdiği, "and I've heard of creatures who eat their babies/and I wonder if they stop to think about the taste" dediği sırada aslında karşılıksız bir sevgiden bahsedilmesi ("..oh baby, mother me before you eat me") gibi anlar hemen rüyalara dalmak için yeterli nedenler oluyor.
Spencer Krug'un tartışılmaz yeteneği ve müzisyenliği, kafa kurcalayan temalarla dolu dünyası, ve herşeyden önemlisi en sıradan anları benzersiz bir fedakarlıkla paylaşması, kayıtsız kalmayı imkansız hale getiriyor. Eğer buraya kadar okuduysanız şunu artık ısrar edebilirim. İddialı olacak ama eğer hala tanışmadıysanız şu an ne yapıyorsanız hemen bırakın dinlemeye başlayın. Buradaki mp3'lerle başlayın, Wolf Parade'in albümüyle başlayın yeter ki deneyin. Çünkü bu bağımsız müziğin çırılçıplak halinin en iyi örneklerinden, çünkü bu müziğe olan inancımın devam etmesi için bir sebeb.
Wolf Parade albümünde aslında ard arda gelen bu iki şarkı (fiziksel olarak da bağlılar) her saniyesi ile "shut up I am dreaming" demek istediğim 8'15'' geçirmemi sağlıyor.Wolf Parade - Dear Sons and Daughters of Hungry Ghosts
Wolf Parade - I'll Believe In Anything
Sunset Rubdown - Snakes Got A Leg III
Sunset Rubdown - Shut Up I Am Dreaming of Places Where Lovers Have Wings
Wolf Parade Myspace
Spencer Krug Interview
18 Ocak 2007
Benoît Pioulard - Précis
Despotça davranmak istemiyorum.
Ama iki gerçek :
- 21 yaşında, k i m s e, böyle bir albüm çıkaramaz.
- Haydi çıktı, tersimize geldi (bknz. bilimum Khonnor gibisinden çocuklar), albüm daha kötü olmalı yani.
İddialı oldu, yine de arkasında da durmaya çalışacağım bu sözlerin...
Gerçek adı, Thomas Meluch olan Michigan'lı karakterimizin,Précis (2006) ilk albümü.(Önceki ufak işlerini saymazsak.) İyi, orjinal bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Bu giriş şimdi..Benoît Pioulard - La Guerre de Sept A
Albümün uzaktan bakıldığında iyi bir şekilde becerilen şeyi, akustik (gitarlar..vs) ve ambient seslerin uyumu. Bahsettiğim iki tür de temellerinde ortak noktalar barındırıyor; çok açılımı, çeşitliliği olmayan sesler olarak ortaya çıkarlar genelde .Bunun yanında genel karekterleri farklı gene. Hoş, bu aralar ambient albümlerde demin sarfettiğim sözleri geri aldıracak çok örnek var, fitil fitil, ama tabii..Benoît Pioulard - Together & Down
Yazının bambaşka yerlere gitmemesi lazım; Thomas Meluch, yukarıda bahsettiğim akustik ve ambient tarzındaki sesleri alıyor , uyumlu bir bağlantı kuruyor ikisinin arasında, bütünlüyor, kimi zaman birine daha ağırlık vererek, değişik görevler yükleyerek albüm boyunca, düzgün yapmak kolay iş değil bunu. "Seslerin" her şarkıdaki kendi rollerini bıraktım. Mesela aynı ambient işlerin, iki üç şarkı arasında geçiş görevi görmesinin yanında (R Cooling, Moth Wings..), kendi başlarına asıl şarkıların içine yedirildiği de oluyor (Alan & Dawn), bazen yoklar ortada.. (Triggering Back). Sıkıcı gözükmedi bana..Benoît Pioulard - Triggering Back
Feedback, kayıt sesler albümün bazı noktalarında gitar ve diğer enstrümanlarla kurulan melodi ile çekişme halindeler; melodiye el atıp sonra tekrar sahneyi tekrar mesela gitara bırakıyorlar. Bunun bilerek yapıldığı yerlerin dışında bana bazı yerlerde zorlama da gözüktüğü de oldu gibi.
Yine de "ses" meselesinin uğraşıldığı iyi bir albüm bu,verdiği his olarak çeşitliliğe sahip, tekdüze olmayan, düşünülmüş numaralar var. Şarkılar içerik olarak zenginler, oturulup konuşulası şeyler var; Needle & Thread, Palimend.. gibi... aslında o şarkılara bariz dikkat diyesim geliyor. Sustum, neden?.. ha şey, açıklama aşağıda..Benoît Pioulard - Needle & Thread
İlk yazımda, Mountaineer'da da olduğu gibi, çok konuşmak istemiyorum şarkılar hakkında teker teker ondan aslında. Ama gizli detaylarla dolu , en azından bilinçli işler olduğunu söyleyebilirim şarkıların. İnternette pek resmi de yok çocukcağızın..Benoît Pioulard - Palimen
Sıkıcı olmaması ve henüz ilk albüm olması nedeniyle (ortaya atılıp kaçılmış, resmi olmayan işler dışında tabii) genel olarak sorun olarak göstermek istediğim bir şey gelmiyor pek içimden, gene de..Benoît Pioulard - Patter
Aklıma kısalığı geliyor. Şarkılar, albüm hep fazla kısa hissini verdi bana, zengin içeriğine rağmen. EP-LP mi ne bu sorusu mesela... Daha fazla şey üretebilirdi gibi Thomas, (ki bunu yapabilecek birikimi var bence), her ne kadar ufak ufak production "zorlamamsıları", fazlalıkları var hissine kapılmış olsam da...
Genel olarak son anda zırvaladığım, sorun adını koymak istemediğim şeyler dışında bir çıkış albümü olarak harika Précis (2006). Tabii kimse tanımıyor çocuğu. Çok ciddiyim, oturup yazdım. Sanırım Thomas da ciddi, ondan oldu böyle..Benoît Pioulard - Ash into Sky
( pek fena pek fena...)
Myspace
Official Site
15 Ocak 2007
Lylas
Efendim bugün Amerika Birleşik Devletleri’nden, Tennessee eyaletinin başkenti, Jack Daniel’s’ın ve country müziğin kalbi, Nashville’den sesleniyorum sizlere. Geçen gece Mercy Lounge’da karşılaştığım ve aşağıda izleyebileceğiniz performanslarına tanık olduğum bir topluluktan bahsetmek istiyorum: Lylas. Gitarda ve vokalde; Kyle Hamlett, bas gitarda Josh Hamlet, pedal steel gitar, gitar ve banjoda Luke Schneider, davulda Josh Walker ve çelloda Xavia Nou bulunuyor.
Dostlarımız 2003’de yayınladıkları "...Makes a Friend" adlı EP ile kendi beklentilerinin bile üzerinde ses getiriyorlar. Nashville gibi; “Music City” olarak anılan A.B.D.’nin Unkapanı sayılabilecek bir şehirde tanınmalarıyla birlikt
e online satışlarla ve promosyonlarla daha da bilinen ve dinlenen bir grup oluyorlar. Özellikle basit ve catchy melodileri ve müzikal çeşitlilikleriyle 'camia'da The Kinks’in varisi olarak anılmaya başlıyorlar. 2006’ya geldiğimizde ise "Lessons for Lovers" adlı albümlerini çıkarıyorlar.
Lessons for Lovers, Nashville’den çıkan birçok albüm gibi folk/pop melodileri içeren akustik, çikolata tadında bir albüm. Özellikle burada olmayan parçaları kendi sitelerinden dinlemenizi tavsiye ederim. Ayrıca sizi o geceden görüntülerle başbaşa bırakmadan önce, grubun Christmas, Thanksgiving ve Groundhog’s Day gibi belirli gün ve haftalara da ayrı bir önem verdiğini parçaları dinledikçe anlayacağınızı belirtmek isterim. Afiyet olsun.
Saygılar efendim.
Topluluğun 2004’te çıkardığı “What is undead, anyway ?” adlı bir albümünden, dinlerken gülümseyeceksiniz, eminim:Lylas - Bit By a Witch
Sara, Wear Your Sleighbells Home ise “A Christmas Kiss From Lylas” adlı özel bir EP’den:Lylas - Sara, Wear Your Sleighbells Home
"Lessons for Lovers" albümü ise daha önce belirttiğim gibi gerçekten tipik bir güneyli grup albümü. Dinlerken country ve folk tınılarıyla birlikte huzurla doluyorsunuz bir anda:Lylas - Tiny Echos
Lylas - Summer in a Sweater
Official Site
MySpace
10 Ocak 2007
Mi and L'au
Bir varmış, bir yokmuş. Mi (Mira Anita Mathilda Romantschuk) Finlandiyalı model, L’au (Laurent Leclere) ise film müzikleri yapan Fransız bir müzisyenmiş. Bu iki güzel insanın yolu bir gün Paris’te kesişmiş. İlk görüşte aşık olmuşlar ve beraber yaşamaya başlamışlar Paris’te. Ancak bir gün sıkılmışlar Paris’ten, şehir hayatından, sürekli ordan oraya, başka bir eve taşınmaktan, ve her şeyi bırakıp Finlandiya’ya taşınmışlar; kimselerin olmadığı ufacık bir köyde ahsap bir köy evine… Artık sadece Mi, L’au ve birbirlerini ve müziklerini keşfedecekleri sonsuz zamanları varmış.

Hikayenin gerisini ‘kendi adlarını taşıyan ilk albümleri’nden takip edebiliriz Mi L’au’nun. Gerçekten büyülü bir müzikleri var; naif vokaller, kendinizi yumuşacık, mutluluk dolu hissetmenizi sağlayan bir akustik gitar ve diğer antin kuntin müzik aletleri. Biraz folk belki biraz indie diyebiliriz, ama gerçekten dinledikten sonra böyle tanımların hiçbir öneminin olmadığını fark edeceksiniz. Sizleri onlarla baş başa bırakmadan, albümün bütün kayıtlarının Finlandiya’da Mi ve L’au tarafından kendi sevgi dolu evlerinde yapıldığını da belirtmek isterim.
Saygılar efendim.Mi and L'au - They Marry
Mi and L'au - Philosopher
Mi and L'au - Bums
Mi and L'au - Nude
Mi and L'au - Andy
Mi and L'au - Christmas Soul
Official Site
8 Ocak 2007
Mason Proper
Michigan'lı arkadaşları çok seviyoruz. Bugün size Michigan'ın suyundan havasından etkilenip oturmuş güzel müzik yapmış başka bir gruptan bahsedeceğim. Mason Proper. Myspace sayfalarında yazdıklarına göre Zac Fineberg-Bumbles, Brian Konicek-Grumbles, Jesse Parsons-Drumbles, Matt Thomson-Tumbles ve Jonathan Visgr-Mumbles'dan sorumlu. Anlaşılacağı üzere bu adamlar çok komikler. NewYork'u sevip sevmedikleri sorulduğunda, caddede yürüyen kadınlar inanılmazdı, yani Michigan'daki kadınlar soğuktan korunmak için sakal bırakıyorlar diyecek kadar komikler. Bu yazıyı yazabilmek ve grubu biraz daha tanıyabilmek için okuduğum röportajlar, Mason Proper'ın blogu, vs beni gerçekten çok güldürdü, size de tavsiye eder; asıl konuya devam ederim.
2006 çıkışlı There's A Moth In Your Chest Mason Proper'ın ilk albümü. Ve yukarda bahsettiğim komikliği açıklayamayacağım nedenlerden ötürü fazlasıyla taşımaktalar. Hayır, şarkı sözleri birşeylerle dalga geçmiyor, ya da şarkılar garip mumble'lar, bumble'lar veya grumble'lar içermiyor aslında. Ama bu 20 yaş topluluğunun, birinin evinin garajında toplanıp saçmaladıkları açıkça seçilebilmekte. Bu saçmalık sevdiğimiz türden bir saçmalık; 2005'te verdikleri yeni yetme bir konser sırasında basçının konserin ortasında panikleyip kaçması, ardından da çöplüğün orda iki büklüm bir şekilde bulunması gibi bir saçmalık.
Mason Proper internet üzerinden şarkılarını yayılmasını her akıllı müzisyen gibi şiddetle desteklediğinden, ve pek bir garip websitelerine de şarkılarını koyduklarından aşağıda birçok link olacak. Ama benim kişisel favorilerimi sorarsanız, Miss Marylou Carreau, A Chance Encounter ve albümdeki tek yavaş sayılabilecek şarkı olan ve mükemmel keyboard notalarına sahip Life's Cornucopia.
Mason Proper - Miss Marylou Carreau
Mason Proper - A Chance Encounter
Mason Proper - Life's Cornucopia
Mason Proper - The World Is Smaller Than You Think
Mason Proper - Chemical Dress Eliza
Mason Proper - Mr. Charm
Mason Proper - Lights Off
Official Site
MySpace
7 Ocak 2007
Band of Horses
South Carolina'lı grup Band of Horses'dan bahsedeceğim bugün. Folk'un distort edilerek modern, postmodern ve hatta antikkuntik hallerde değişerek yeni janrlar yaratmasına ve karşımıza çıkmasına çokça alıştığımız ve seve seve dinlediğimiz şu günlerde Band of Horses samimiyetiyle kendini ayırıyor. Yumuşak, ince sesli vokal Ben Bridwell'in babasına konulan kanser teşhisinden sonra sürekli telefonlara zıplayan ve alarm halinde yaşayan biri olunca, hep cenazeye hazır yaşayan ruh halini "The Funeral" şarkısında gayet başarılı bir anlatım ile süslemiş kendisi. Bu ruh haline aldanmayın, adı üstünde "Weed Party" adlı şarkılarının "yee-ha!"larla başlaması bir anda grup hakkındaki hüzün fikrinizi değiştirebilir. "The Great Salt Lake" ise yine Everything All the Time adlı güzel albümlerinden çok yakışıklı bulduğum bir şarkı.
Fakat "Monsters"'a değinecek olursak, zaten "If I am lost it's only for a little while"(bu post ve bu lafın emekçisi Can D. beye selamlar) gibi satır arası mesajlarıyla dinlemekten daha çok bi düşünce bulutunun içine hop diye alıyor sizi. Albüm favorim ise haliyle Monsters oluyor bu durumda. Iron and Wine ile çıktıkları turnelerde ise birçok hayran kazanmışa benziyorlar internette dolaşan bilgilere bakıcak olursak. Pitchfork ise Band of Horses'dan Shins ve My Morning Jacket esintileri var ve grubun en iyi yanı narin dengeler diye bahsediyor. Aynı fikirdeyim, samimi, narin, kırılgan ama umut dolu. Bu yıl da böyle geçer umarım. Kendilerinin bu kibar kırılgan hallerinin dışında ne kadar şebelek olduklarını görmek istersiniz belki diye "The Great Salt Lake" videosunu da koyuyorum buraya. Ha bir de, köpeklerini çok seviyorlar.Band of Horses - Monsters
Band of Horses - The Funeral
MySpace
Official Site
5 Ocak 2007
Trenle Doğu Avrupa Turu III - A Hawk And A Hacksaw
Yeniyıl uykumuzdan anca uyanıyoruz. Biri mi dürttü ne. Hala rüya mı bilemiyorum ama tam karşımda kafasında ziller ayağında tefler kaçık birinin durduğuna yemin edebilirim. Kompartımanımızın bu ansızın çıkagelen misafirini gözüm bir yerden ısırıyor oysa ki. Tamam, bu ayaklı orkestra eski Neutral Milk Hotel davulcusu Jeremy Barnes'ın ta kendisi.
A Hawk And A Hacksaw Barnes'ın NMH'den sonraki birçok grup (kendi grubu Bablicon, ayrıca Bright Eyes, The Gerbils ve Broadcast katılımları) ve haritanın farklı coğrafyalarındaki deneyimlerinin (İngiltere, Prag ve son olarak New Mexico) ardından topladığı etnik parçaları büyük bir tutku bağlaması ile doğmuş bir proje. Özellikle Balkan folk ve klezmer müziğini baş döndürücü olduğu kadar da karamsar dokunuşlarla ince ince sunması, tüm duyguların aslında bir adamın parmak uçlarında bağlı olduğunun göstergesi.
Jeremy Barnes'ın tarzı biraz farklı. Özellikle konserlerde kafasına bağlı bir sopayla zillere vuruyor, zil ve çanlardan oluşan şapkasını sallıyor ve ayakları ile de çeşit çeşit tef ve davullar ile ritim tutuyor. Bunlar yetmiyormuş gibi de tüm müziğini akordiyonun bencil notaları etrafında dolaştırıyor. Ancak 2004 A Hawk And A Hacksaw, 2005 Darkness At Noon ve 2006 çıkışlı The Way The Wind Blows albümleri sırasıyla Jeremy Barnes'ın kişisel deneysel müziği olmaktan çıkıp çok daha melodik keşif ve orkestrasyonlarla dolu bir hale ilerlemesi olarak göze çarpıyor. Son albümünde zaten kemanist Heather Trost ile gayrıresmi olarak iki kişilik bir grup havası içindeler.
Genellikle enstrumantel şarkılar icra eden A Hawk And A Hacksaw söylemek istediklerini asıl yavaş şarkılarında söylüyor. Barnes'ın ellerinden akıp giden melodiler tek kişilik bir grup olduğundan mıdır bilinmez sanki hep yalnızlık hissi uyandırıyor. Renkli çingene festivallerinden doğma şarkıları ise daha çok heyecanını bastıramadığı coşku egzersizleri gibi. Darkness At Noon albümünde ard arda olan "The Moon Under Water" ve "The Water Under The Moon" şarkılarını dinleyin farkı anlayacaksınız. Jeremy Barnes gerçekten çok yetenekli ve müziği git gide özgünleşiyor. A Hawk And A Hacksaw ise yolculuğumuzun sözlere pek de rağbet etmeyen yalnız konuğu oluyor.
Bitirirken; son albümün açılış şarkısı ve hemen ardından gelen Heather Trost'un şahane kemanlarının olduğu "The Way The Wind Blows" ile gene aynı albümden eğlencelik "Gadge Sirba". A Hawk And A Hacksaw - In The River
A Hawk And A Hacksaw - The Way The Wind Blows
A Hawk And A Hacksaw - Gadge Sirba
Ayrıca
Official Site
Myspace
4 Ocak 2007
Mountaineer - When the Air is Bright They Shine
Bir tavşan olarak uskidsknow'da yazacağım ilk yazı bu. Aynı zamanda yeni yılın da ilk yazısının bu olmasının sadece cici bir tesadüf olduğuna kendimi sıkı sıkı inandırarak, Mountaineer'ın Type records dan çıkan When the Air is Bright They Shine (2006)ile başlıyorum.
Bir iki ay önce birkaç ayrı kanaldan (last.fm keşifleri, arkadaş tavsiyeleri, müzik bloglarının zorlayıcılığı gibi gibi..) uğradığım "yeni mp3" bombardımanı sırasında elde etmiştim bu albümü. Albüme başlarken, bir yandan googledan kimin nesidir bu Mountaineer araştırması yaparken;Mountaineer - A Town Called Ivanhoe
Öncelikle sonbaharın en yoğun anlarından, yağmur ve pus ve grinin arasından bir anda güneşli, net ve ılık bir yaz sonuna nasıl geçtiğimi anlamadım.
Kendime gelebildiğimde Helios, Xela ve Deaf Center gibi genel anlamda elektronik, ambient eğilimleri barındıran "artist"lerin işlerini yayınlayan Type records'dan ben folk, indie pop ve en değişiği bossa nova tınısı içeren bir albüm beklemediğimi düşünüyordum.
Hayali bir sorguda buldum kendimi hemen:
-Bu bir şeyi andırıyor sana... neyi?
-Kings of Convenience!
-Başka? Bununla kurtulamazsın!
-Feist! Jose Gonzales! yeter dayanamıyorum!
İlk izlenimlerim kabaca bunlar oldu. Genel olarak cici ve çekici bir folk albümü olarak nitelendirmiş idim. Fakat zaman içinde albümü baştan aldıkça bundan daha fazlası olduğunu düşündüm:
Ustaca birleştirilmiş çok sayıda enstrümanların arasında genel olarak vokaller kısıtlı, baskıcı olmayan, enstrümanların tepesine tepesine binmeyen bir roldeler. Böylece albümün her şarkısı enstrümental olarak daha da kuvvetli bir şekilde ortaya çıkıyor. Genel olarak Henning Wandhoff ve Anna Bertermann'ın vokalleriyle (özellikle Leave It All Behind ve A Town Called Ivanhoe'da) şarkılara olan katkıları göz ardı edilemeyecek kadar olsa da, her bir şarkının "enstrümental kısmı" için özenle uğraşılmış.Mountaineer - Leave it All Behind
Bir de albümdeki nispeten az tahmin edilebilirlik hoşuma gitti. Albüm ilerledikçe genel olarak aynı şey yine sıkıntısına girmedim, mesela ayrı ayrı A Town Called Ivanhoe - Morning Mist - Company üçlüsü şimdi bu durumu daha da sivri anlatan bir grup şarkı olarak belirdi kafamda. Bu da temel olarak bir yandan da üstteki enstrüman meselesiyle bağlantılı. Tek bir formülle yetinmiyor Mountaineer bu albümde.Mountaineer - Morning Mist
Ayrıca bunların ötesinde Henning Wandhoff ve Anna Bertermann'ın alçak, hafif pürüzlü vokallerinin kulağıma harika geldiğini söyleyebilirim, sadece bu ikiliye seslerinin ne kadar güzel olduğunun kendilerine söylenmesinden sıkılırlar diye umuyorum. Aslında bir de ikiyol'un aşağıda bahsettiği düet konusuyla tam doğrudan alakalı olup olmadığından emin olamasam da birçok şarkıyı bu albümden o yazının ek bir örneği olarak gösterebilirim.
Albüm boyunca tek bir formülle yetinmeyen, genel olarak atmosferik olarak değişik izlenimler kazandırmayı deneyen, bir yandan da şarkılarını teker teker anlatmak için fazla zorlamayacağım, herkesin kendisinin tecrübe etmesini tercih edeceğim iyi bir iş bence When the Air is Bright They Shine. Bilinçli olarak yaz sonunun dışına çıkmayan bu albüme herkes davetli.
Ya unuttum başta bir de.. geç de olsa mutlu yıllar!
Şu da var ek olarak:
Official site
28 Aralık 2006
Albert Hammond Jr. - Yours To Keep
Kabarık saçlı stroke Albert Hammond Jr. (junior, çünkü Albert Hammond babası olmakta ki o da 70'lerde hitleri olan Cebelitarık göçmeni bir müzisyen imiş). Temiz, sistematik ritim soundu ve diğer grup arkadaşlarının deyimiyle kemerinin rengi ayakkabısıyla uyuşucak derecede trendsetterlığı ile bilinen stroke. Hayır, rahat bir nefes alabilirsiniz gruptan ayrılmış falan değil. Strokes dışında birşeyler yapmaya cesaretlenen ve içinde birikmiş olan albüm heyecanını rahatlıkla dışa vuran bir solo kendisi şu sıralar.
Yours To Keep ile şansını deneyen ilk stroke olan Hammond'ın albümü açılış şarkısından itibaren beklenenden farklı bir his uyandırıyor. Sanki çok daha rahat ve içinden geldiği gibi gitarını çalıyor, Strokes'taki bir takım uyulması gereken sıkı kurallardan sıyrılmış havası oluşuyor. Albümü bir kez baştan sona dinlediğimde gözümün önüne ciddi bir şekilde görevini yapan, Last Nite ve Trying Your Luck'taki markalaşmış kısa ve öz sololarını atan bir Hammond değil, tam aksine gülümseyerek şarkı söyleyen biri geliyor.
Bu nedenle yazının kaçınılmaz kısmı olan albümü Strokes albümleri ile karşılaştırma faslını öne alıyorum. Strokes hayranları hayal kırıklığı yaşamasınlar ama Albert Hammond Jr.'ın debut çalışması Strokes şarkıları ile çok da örtüşmüyor. Tabi ki ortak genleri var özellikle Is This It döneminden riffler mevcut. "In Transit" bu anlamda belki de Strokes ile en paralel olan ve Julian'ın sesini en çok aradığımız şarkı oluyor. Zaten In Transit 2001'de tur dvdlerinin de ismiydi.
Çıkış single'ı "Everyone Gets A Star" oldukça hoş ve Albert'in tüm güzelliklerini tek bir şarkıda toplayabildiği bir parça. "Blue Skies" ise kendi şarkılarını yazan bir adamın kanıtı gibi duruyor. Bunların dışında albüm New Pornographers sınırlarına giriyor neredeyse. Ayrıca Hammond'a albümde Julian Casablancas dahil birçok isim eşlik etmiş. Bu katılımlı şarkılardan "Scared" özellikle nakaratıyla öne çıkıyor kanımca. İkinci single ise "Back To The 101"'a çıktı belirtelim.
Sevseniz de sevmeseniz de (benim için de geçerli) 2000'lerin rock çizgisine Is This It'in ilk akorları itibari ile bambaşka bir yön veren bir grubun elemanı olarak eline darbuka alıp çalsa dinlenecek birşeyler çıkacağı aşikar bir adamdan bahsediyoruz. Eğer Strokes hiç olmasaydı ve günün birinde Albert Hammond diye biri çıksaydı albümü tamamen farklı bir kulakla dinlerdik bunu hepimiz biliyoruz. Ancak durum öyle olmayınca limitleri olan vokali, genelde silik duran şarkılar ve de Strokes gölgesinde Albert Hammond Jr.'ın bu samimi çabası ortalamanın üstünde kalıyor. Daha fazlası değil. Albert Hammond Jr. - Everyone Gets A Star
Albert Hammond Jr. - In Transit
Ayrıca
Myspace
Albert hakkında ilginç bilgilerin olduğu kısa bir sayfa
26 Aralık 2006
Greg Weeks
2006'nın bahar aylarında, fazlasıyla yeni yetme bir şekilde animasyon yapmaya başladığım günlerdendi. Acemi motion designer hücrelerim, internette ilintili ne varsa deşip çıkarmakta, ve sürekli video izlemekteydi. Adidas'ın Adicolor reklamlarını keşfettiğim zamanlar, 2006 bahar ayları. Reklam stratejisi dahilinde, her renk için farklı yönetmenler ve farklı animatörler tarafından çekilmiş/yapılmış videolar vardı. Bunların içinden bir tanesinin -ki bu pembe- aklımı aldığını hatırlıyorum. Bir renk anca bu kadar güzel anlatılabilirdi galiba, söyleyecek pek söz yoktu, pembeden başka.
Video'nun arkasından çalan müziği merak etmiştim tabi ki de. Coco Rosie'yi hatırlatan foley sesler; horoz bağırtıları arasında bir adamın söver gibi şarkı söylemesi etkileyiciydi çok. Videonun credit'lerinden biliyordum ismini, Greg Weeks ama cismi hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Videoyu bilgisayarıma indirip, dünyanın en dandik sound capture programıyla ilk Greg Weeks mp3'umu elde etmiştim, aşağıda bulacağınız Made'i.
Sonraları, aklıma estikçe aradım durdum bu adamın diğer şarkılarını. Görünüşe göre 3 tane albümü vardı, sırasıyla Fire in the Arms of the Sun (1998), Awake Like Sleep (2001) ve Blood is Trouble (2005). Ama gelin görün ki, bu mütevazi hikaye anlatıcınızın pek şansı olmadı. Ta ki geçen cumaya kadar.
Sonunda indirdim, ne bulabildiysem, ne indiyse. O yüzden şu albüm şöyle, bu albüm böyle, arada da öyle-böyle-şöyle farklar var gibisinden birşeyler söyleyemeyeceğim. Söyleyebileceğim tek şey galiba, bu adamın çok güzel müzik yaptığı. Aylar boyunca sadece Made dinlediğimden, Greg Weeks'den beklediklerim de farklıydı aslında, dediğim gibi erkek cocorosie bekliyordum ben. Ama yok, gayet singer-songwriter bir tadda söylüyor Greg Weeks şarkılarını, konserlerde gitarların tellerini kopartarak diye hayal etmekteyim hatta.
Gerçekten, anlatabildim mi bilmiyorum ama buraya yazdığım ve büyük ihtimalle yazacağım en şahane keşfimdir galiba Greg Weeks.
Beni ciddiye alınız, ve dinleyiniz. Ama sonra bu yeniyıl günlerinde, çam ağaçları ve ışıklar, büyük parlak toplar, ve starbucks'ın yeni kahveleri eskisi kadar tat vermezse kulağınızda bu beyfendi şarkı söylerken, benden bilmeyiniz.Greg Weeks - Made
Greg Weeks - Aftermath
Greg Weeks - Run Silent
Official Site
MySpace
25 Aralık 2006
Midlake
Birkaç saat önce biz tavşanlar bir toplantı yaptık, hadi rüya bu akşam sen yaz dediler, ben de sayın tavşanlar şapkadan tavşan çıkarır gibi hemen nasıl benimseyeyim her müziği, grubu, dedim onlara. Höykürdüm. Fakat şapşal gibiyim, unutmuşum, Midlake'ten söz etmeyi.Bu biraz aşağıda bahsettiğim Kaada gibi pek değerli bir keşif, gerçi genreları çok farklı(janra mı yazmalıyım türkçesine acaba), bu yüzden ellerimin üzerinde bir kadife yastığın üzerinde sunuyorum size onları.Gerçi siz kendinize çoktan sunmuş olabilirsiniz, ne mutlu size, çünkü bu downloadlar aleminde çok parlak bir yer edinmişe benziyorlar zaten. The Trials of Van Occupanther adlı ikinci albümleriyle bir çok Amerikalının gözdesi olmuş durumdalar.
Hatta My Name is Earl yıldızı Jason Lee de onlara bayılarak edindiği en iyi albümlerden biri olduğunu söylemiş. Hatta büyük bir destekçisi olduktan sonra bir videolarını da yönetmiş. Şarkılarda bir çok insandan/gruptan tad bulacaksınız eminim, bu Texas'lı birkaç beyefendiyi ise Cocteau Twins basçısı Simon Raymonde keşfetmiş zaten. Lo-fi ve indie adına 2006'nın en harika işlerinden birini yarattıklarını düşünüyorum ben, gerçi bakalım İsveç'ten Zekeriya hanımın Shins paketi de güçlü bir aday, 2006yı bitirirken. Piano ve akustik gitarın optimistliği üzerlerinde bunların. Naif tavırlarını bırakmıyorlar ellerinden, naiflik ve elden bırakmamak oksimoronuyla.
Tabii ki ufak bir hüzün bulunuyor paketiyle birlikte gelen, ama 2006'yı bitirmek derken güzel güzel bitirebileceğiniz dakikalar vaad ediyor şarkıları da. Klibiyle birlikte ünlenen şarkı Roscoe'yu ve diğer favorimi buraya koyuyorum, tüm albümün güzel olduğunu düşündüğümü belirterek. Yorumlarınızı bekliyorum, çok mu abarttım acaba..Midlake - Roscoe
Midlake - You Never Arrived
Midlake myspace
Midlake Official
21 Aralık 2006
My Brightest Diamond - Bring Me The Workhorse

Gündüzün uğramadığı, karanlık uçsuz bucaksız bir ormanın ortasında, esrarengiz ve heybetli bir ev. Yüksek tavanlı ürpertici yemek odasında, upuzun masanın bir ucunda soluk kırmızı elbiseli bir kadın. Sanki hiç yaşanmamış çocukluk hatıralarından bahsediyor. "all the rabbits died, in the spotlight" ve devam ediyor "maybe I took her from her mother too early". Buldukları "robin"i arkabahçelerine gömerken işler biraz fazla mı ileri gitmişti bilemiyorum ama o tüyler ürpertici bahçeyi görmek istemeyeceğimden eminim.
Bu masum ama karamsar dramanın başrol oyuncusu Shara Worden. Kendisi ulusal akordiyon şampiyonu bir baba ve kilise müzisyeni bir annenin daha 3 yaşında müzik hayatına girişmiş olan çocukları. Worden'ı diğer singer/songwriter kadın vokallerden ayıran en önemli özellik belki de ağır bir klasik müzik ve opera eğitimi almış olması. Sesi o kadar kendinden emin, güçlü ve değişken ki etkisinden kaçamıyorsunuz. Fısıldayan biri kesinlikle değil o. Anlatmak istediğini kelimelerden önce sesinin yankılanmalarıyla anlatıyor.
Bu kadar herşeyin merkezinde iken zaten My Brightest Diamond bir grup değil Shara Worden'ın takma ismi oluyor ve debut albümü 2006'da "Asthmatic Kitty"'den çıkıyor. Sufjan Stevens ile olan yakın arkadaşlığından da bahsedelim (Sufjan da Asthmatic Kitty ile anlaşmalı). Uzun süre birlikte turladıktan sonra şu sıralar Devotchka ile aynı sahneyi paylaşıyor.
Bring Me The Workhorse Shara Worden'ın kendine özgü indie gitar partisyonları ile opera tınıları ve klasik müzik kompozisyonlarının harmanlanmış çok da alışık olunmayan türde bir albüm. Özellikle yaylılar genelde indie albümlere makyaj vazifesi görürken burada müziğin ana dokusunda yer buluyor ve bu sanatsal dokunuşlar oldukça zarif ve şık müzikal tecrübe yaratıyor. Worden'ın da etkilendiği isimler arasında bulunan Antony and The Jonhsons'a yakın duruyor genel izlenim. Şarkılarda ise huzursuz bir güzellik tasviri ve masumiyet var. Albümün açılışında "Something Of An End"'de sanki cennet ve cehenneme kafa tutan hırs dolu bir vokal karşılıyor bizi. "We Were Sparkling" sanki tek nefeste söylenmiş. "i'm afraid to forget you" derken güzelliklere karşı olan kırılgan ve karamsar bulutlar gökyüzünü kaplıyor. Örümcek ağına yakalanmış bir "dragonfly", arkabahçeye gömülen bir "robin", "magic rabbits" ve yaralı "workhorse" eşliğinde Alice Harikalar Diyarında'nın drama versiyonu çekilmiş oluyor. Şarkı hangisi olursa olsun söyleyenin kim olduğunu unutamıyorsunuz. Fakat kendinizle bütünleştirmeniz, içselleştirmeniz pek olası olmuyor, çarpıcı kendinen emin tavırlar belli bir mesafe koyuyor. Dediğim gibi Worden o uzun masanın öbür ucunda oturuyor ve uzaktan kişisel ironik güzelliklerle bezediği anılarını anlatıyor.My Brightest Diamond - Something Of An End
My Brightest Diamond - Robin's Jar
My Brightest Diamond - Magic Rabbit
Ayrıca
Offical Site
MySpace
My Brightest Diamond Interview (Torture Garden)
ve
Modern Alice Harikalar Diyarında yorumu olan "Dragonfly" videosu
Kaada

Uykusuzluktan ölüyorsunuz, ve eğer 10 defa ertelediğiniz alarmla son kez uyanmazsanız geç kalacaksınız. Herşey çok önemli bugün, okulu , işi kaçıramazsınız. Bitersiniz uyanmazsanız, bir kez daha alarm çalıyor, susturuyorsunuz alarmı, uyanıyorsunuz, göbeğinizi kaşıyarak ve hayattan nefret ederek yüzünüzü yıkamaya gidiyorsunuz, ama yıkarsanız yüzünüzdeki uyku gidecek, vazgeçiyorsunuz koşarak yatağa geri atlıyorsunuz, banyoya kadar yürüdüğünüz kısacık zamanki üşümeniz pof pof bembeyaz yorganınızın içine girdiğinizde hemen yokoluveriyor. Gözlerinizi zaten çok açmamıştınız, geri kapıyorsunuz, hemen dalıyorsunuz uykuya, ve pijamanız, yorganınız ve uykunuzla kurduğunuz mükemmel üçlüye rüyalarınız da katılıyor. Kaada kesinlikle yorgan. Rengi de kesinlikle beyaz. Bu kuzeyliler beni öldürecek diyorsanız, ya da bugüne kadar Mum veya sigur Ros dinlerken ay neler oluyor şıp şıp gözlerime annem nerde sarılmak istiyorum dediyseniz, Max Richter de ne güzelmiş yahu diye düşündüyseniz, beni çok seveceksiniz, çünkü Kaada müthiş. Bu Norveçli beyefendi John Erik Kaada, üçüncü albümü Music for Moviebikers'ı çıkardı bu yıl. Bu albümü 22 orkestra müzisyeniyle birlikte hayali bir filme soundtrack olarak yapmış. 2001'den bu yana dördüncü albümü. Ben buraya Julia Pastrana'yı koyuyorum ama üşenmeyin dinleyin tüm albümünü. İyi uykular.Kaada - Julia Pastrana
Kaada myspace
Kaada Official
Edit: Gelen yoruma teşekkürler, videonun kendisi Julia Pastrana değil, From Here On It Got Rough olmaktadır.

